Bu blog Mia Wallace'ın içini dökmesi, yazıp kurtulması, anlatıp rahatlaması ve anılarını paylaşması içindir.

Mia ve Dişleri vol 2

Size taaa ne zaman Mia ve Dişleri diye bir yazı yazıp, dişçi hikayemden bahsetmiştim. Geçen hafta dişçiye uzunca bi aradan sonra tekrar gidince devamını yazmaya karar verdim.

2 sene öncesini kısaca özetlemek gerekirse; her hafta dişçiye gidip geldim. Tüm dolgularımı, diş eti tedavimi ve diş taşı temizliklerimi yaptırdım. Mutlu mesut diş ipi, gargara kullanmaya devam ettim. Fakat bu kadar bakıma rağmen 6 ayda bir rutin temizlik işlemi yaptırmak zorundaydım.

Ben bu süreyi biraz uzatıp 1 sene boyunca dişçiye gitmedim ama ta taaa! Sonunda o gün gelip çattı ve ben geçen gün dişçiye gittim. Böylece dişçi günleri yeniden başladı! Nasıl mı?
***

Ablamın üst dişlerinden bir tanesi geride. Sonunda "artık ne olucaksa olsun, implant mı yapılıyor ne yapılıyor, yeter ki o dişi düzeltsinler" diyerek dişçiye gitmeye karar verdi. Fakat ablam dişçiden çok korktuğu için, ben de ona destek olmak için onunla gittim.

Dişçiye gittik, sıramızı beklemeye başladık. Allahım ablam öyle bir korkuyor ki hiçbir teselli cümlem işe yaramıyor. Kaç kere "ben vazgeçtim, o koltuğa oturamicaamm :( hadi gidelim.." dedi hatırlamıyorum.

Sonunda ortodontist bizi çağırdı. Genç, sevimli bir adam. Ablamın dişlerine baktı "bu dişe implant olmaz. Sadece üst damağa tel takılıcak. 8 - 10 ay sonra fıstık gibi olucaksın" dedi.

Çıkışta ablamla aramızdaki algı farkı;

Mia: Ortodontisti görüyo musun. Kendi dişleri bozuk. Biri ilerde, biri geride. Farkettin mi?
Ablam: Ben sol elindeki evlilik yüzüğünü farkettim.
Mia: .......................

Dannnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn!
***

Ablama tel takılacağı kesinleştikten sonra doktorum Aslı Hanım "hadi Mia senin dişlerine de bi bakalım" dedi. Diş taşlarım temizlendi. Haftaya yeni bir seans için gün verildi fakat dişlerime çok iyi, çok temiz bakmışım. Hiçbir sorun yokmuş. Mutluyum!

Zaten Chuck Palahniuk bile ne demiş? "Diş ipi. Tanrı rızası için her gee yatağa girmeden önce diş ipi kullanın."

Çantanızdan diş ipinizi ihmal etmeyin ve dişçiden de hiç korkmayın. Uyuşturdukları için hiçbir şey hissetmiyorsunuz. Valla bak. Mia sözü.
***

Bu aralar 21 Aralık yaklaştıkça aklıma bolca Melancholia filmi geliyor. (Film çok güzel! Eğer izlicekseniz bundan sonrasını okumayın. Çünkü spoiler vericem)


Filmde dünyaya çarpıcak olan Melankoli gezegeni beklenen günde çarpmıyor; herkes rahatlayıp, kurtulduk diye sevinirken gezegen 1 gün sonra dünyaya çarpıyor.

Bence 21 Aralık'ta bir şey olmicak. Biz tam rahatlayıp, kurtulduk diye sevinirken 1 gün sonra bammm!

21 Aralıktan değil de 22 Aralık'tan korkun gençler! Şaka şaka. Siz en iyisi bu şarkıyı dinleyip en yakın eczaneden bir diş ipi alın. Daha yaşanıcak çok günler, yenilecek güzel yemekler var.

Bu da Melankoli filminin süper ötesi başlangıç sahnesi.

Beni Bu Havalar Mahvetti

Geçen gün bloga girip yazmaya başladım. Sonra işim çıktı yarım bıraktım derken şu an yazmaya devam ediyorum. Daha doğrusu başlıyorum çünkü sadece şu cümleleri yazıp bırakmışım.

"Bu aralar üzerimde feci bir mutluluk var. Bir anda gelen mutsuzluk sonrası mutlu olmak gibi. Ne güzel! Hep mutlu olalım. Bir de 21 Aralıktan da korkmayalım."

Fakat şu anki ruh halime bakarsak mutsuz gibiyim. Anneannem geldi ve 1 hafta bizde kalıcak. Bu 1 hafta nasıl geçicek inanın bilmiyorum.

Niteliksiz Açıklama: Normalde düz yazıda rakamla değil de yazıyla yazılması gerektiğini bildiğim halde yine de rakam kullanmayı seviyorum.

Hırkalık havalar nasıl da çabuk bitti sizce de öyle değil mi? Daha hırkalarıma doyamadan mont giymeye başladım. Akşamları gökler gürlüyor, sabahları güneş açıyor. İşte benim de ruh halim aynen öyle. Bir mutlu bir mutsuz. Hep bu havalar yüzünden!
***

Geçen sene profiteröl krizim tutmuştu. Ben de twitter'da sizden yardım istemiştim "bildiğiniz en güzel profiteröl nerde?" diye. Anında 2 - 3 mention gelmişti "İnci Pastanesi!" O an İstanbul'da yaşadığıma sevinip, bizimkileri kolundan tutup koştur koştur oraya götürmüştüm. Ailecek yiyip pek beğenmemiştik.

Sonra İnci Pastanesi benim için Taksim'de yürürken köşede gördüğüm tatlı, küçük, kalabalık bi pastane olarak kalmıştı. Nedense orda olması beni hep mutlu ediyodu. İşte böyleyken bugün İnci Pastanesi'nin kapatıldığı haberi geldi ve çok üzüldüm.

Böyle klasikleşmiş şeyler hep kalmalı gibi. Ben her Taksim'den geçerken yolun kenarında onu görmeliydim. İçerisi hep tıklım tıklım olmalıydı. O küçük pastane hep orada durmalıydı. Ama maalesef sürekli bi şeyler çıkıyor ve zamanla tek tek gidiyor.

Yine havayı suçluyorum.
***

Ayın 11'inde Hamlet oyununa gidicem. Gitmeden kitabı aldım okuyorum. Sanırım ben Shakespeare'i çok seviyorum. Ayrıca Shakespeare'i google'a bakmadan doğru yazan kişi varsa ona sonsuz saygı duyuyorum.
***

Yasemin Mori'nin ilk albümüne bayılmıştım. Neredeyse her şarkısını tek tek ezberleyip aylarca o albümü dinlemiştim. İkinci albümü ne zaman çıkıcak diye beklerken Dünya klibiyle çıkınca "bu ne yaa.." demiştim.

Kabul edelim, kısa saçları ve çıkış şarkısıyla hiç de etkileyici görünmüyordu. Bir süre yeni albümünü dinlemedim. Sonra dayanamadım merak ettim ve geçen gün albümü baştan sona dinledim. İşte dinlediğim günden beri başka bir şey dinleyemiyorum. Meğer ne kadar güzelmiş! Özellikle Deli Bando şarkısı! Son zamanlarda dinlediğim en güzel şarkı.

Hadi hep beraber dinleyelim!
***

Bu da gözünüzü kırpmadan izleyeciğiniz klibin şahane şarkısı. Başka bir puslu havada görüşmek üzere.